Kadın, süslenmeyi, güzel görünmeyi seven bir varlıktır. Zaten süs, güzel görünmek için yapılır veya takılır. Süslenmeye biraz da övünç katmak isteyen kadın  altın, gümüş, inci, elmas takı kullanılır.

 

Örf, adet ve geleneklerimizde kızlarımıza genellikle nişanda veya evlenirken küpe, bilezik, kolye gibi değerli süsler takıldığından bu değerli süslere takı denilmiştir.

 

Ülkemizde “takı” deyince akla önce altın gelir. Çünkü süslenmede altının yeri ve değeri bir başkadır. Kadınlarımız için altın, kendilerine verilen değeri yansıtır.

 

Anadolu’muzda kadına verilen değerin altınla ölçülmesi binlerce yıllık bir gelenektir.

 

Türkiye’nin en eski yerleşme merkezlerinden Çatalhöyük ve Hacılar’da yapılan kazılarda, evlerde kullanılan takılar ve aynalar bulunmuştur.

 

Çatalhöyük, Konya’nın 52 Kilometre güneydoğusunda, Hacılar ise Burdur’un 25 kilometre batısında olup, ikisi de Cilalı Taş Dönemi’nden kalmadır. Kalıntı ve buluntular incelendiğinde en az 8-9 bin yıllık oldukları anlaşılmıştır.

 

Çatalhöyük çağdaşlarına kıyasla uygar bir şehir görünümündedir. Şehir, mahallelere ayrılmış, her mahallede birbirine bitişik , geniş bir avluya bakan bir-iki odalı evler yapılmıştır.

 

Ev yapımında kerpiç kullanılmış, duvarların dış yüzleri çamurla sıvanmıştır. Her evin güney yönünde fırın, ocak ve depo bulunur. Evlerin iç duvarları ile avluya bakan duvarları kırmızı boya ile boyanmış ya da resimlerle süslenmiştir.

 

Her mahallede birkaç tapınak yapılıp, tapınaklar Ana Tanrıçayı simgeleyen tanrıça heykelcikleri ve kabartmaları ile donatılmıştır.

 

Çatalhöyük’te yaşayanların tarım ve hayvancılıkla geçindikleri, sık sık ava çıktıkları, kadın ve kızların süse ve süslenmeye düşkün oldukları duvar resimlerinden ve evlerdeki kalıntılardan açıkça anlaşılır.

 

Hemen her evde doğal, volkanik bir çeşit cam olan obsidienden, kurşun ve bakırdan yapılmış aynalar ve takılar çıkarılmıştır. Ayrıca ölüler gömülürken sevdikleri takılar yanlarına konmuştur. Bu süsler içinde deniz hayvanlarının kabuklarından yapılanlar da çoktur.

 

Altın ve Gümüş Takıların Yaygınlaşması

 

Madeni günümüzden 10 bin yıl önce tanıyan Anadolu’da maden kullanımı ve buna bağlı olarak altın, gümüş kullanımı İÖ 3000 ile 2000 yılları arasında artar.

 

Birçok uzman 1000 yıllık bu döneme “ Eski Tunç Çağı “ adını verirler. Döneme adını veren tunç, bakır-kalay karışımıdır, silah, süs ve alet yapımında kullanılır. Bu dönemde dökme ve dövme teknikleri gelişir, altın ve gümüş kullanımı biraz daha yaygınlaşır.

 

Eski Tunç Çağı döneminin en değerli örnekleri Aslantepe, Alacahöyük, Hasanoğlan, Mahmatlar, Horoztepe, Eskiyapar, İkiztepe ve Truva kazılarında çıkarılmıştır.

 

Altın, gümüş ve tunçtan yapılan takılar daha çok saray mensupları tarafından kullanılmakta ve takı kullanımında kadın-erkek ayırımı yapılmamaktadır. Kral ve Kraliçe taçları som altındır.

 

Saray ve tapınaklarda altın Ana Tanrıça heykel ve heykelcikleri yanı sıra çeşitli süs eşyaları kullanılmaktadır.

 

Sade vatandaşların evlerindeki heykel, heykelcik ve süsler genellikle bakır ve tunçtan yapılmaktadır. Ana Tanrıça heykel ve heykelcikleri dışında sıklıkla boğa heykel ve heykelcikleri, kemer ve kemer tokaları, bıçak ve kılıçlar bulunmuştur.

 

İÖ 3000 ile 2000 yılları arasındaki bu dönemde ölülerin mezarlarından çıkarılan altın, gümüş, tunç ve bakır eşyalar da artar. Çünkü ölü toprağa verilirken en çok sevdiği takı, silah ve eşyaları ile getirilen değerli armağanlarda yanına konulmakta, kulaklarına altın tıkaçlar sokulmaktadır. Henüz hiç kimse yüzlerce, binlerce yıl sonra bu mezarların define hırsızları tarafından talan edileceğini düşünememiştir. Ölüye ve mezara saygı vardır.

 

Eski Tunç Çağı’nın en büyük özelliklerinden biri Anadolu ile İran ( Asur ) arasında giderek artan ticarettir. Anadolu’nun zengin bakır, altın ve gümüşleri Asurlu tüccarları Anadolu’ya çekmiş, Asurlu tüccarlar 200-250 eşekten oluşan konvoylarla Mezopotamya’dan Anadolu’ya gelip gitmeye başlamışlardır.

 

B konvoylara her tüccar 3-4 eşekle katılır, silahlı muhafızlar yol boyunca kervana eşlik ederlerdi.

 

Asurlu tüccarların esas yükleri kalaydı. Ancak, kalayın yanı sıra Mezopotamya, İran ve Babil’in dokumalarını da getirip, altın ve gümüş karşılığı satarlardı.

 

Anadolu’da tunç kullanımının artması üzerine Asurlu tüccarlara yerleşebilecekleri yerler gösterildi, korunaklı depolar yapıldı. Bu merkezlere “ Karum “ deniyordu. En büyük Karum, Kayseri yakınlarında Kültepe’de kurulan “ Kaneş Karumu “ idi.

 

İÖ 2000’li yıllar Anadolu’da yazının ve Hitit Çağı’nın başladığı yıllardır. Hititlerin başkenti Hattuşa ve Çanakkale Boğazı’ndaki Truva takı üretiminde ve kullanımında birer merkez olarak ün yaparlar.