Bir alışveriş merkezine girdiğinizde lütfen şekerleme reyonuna dikkat edin, alışveriş reyonu çalışanları sürekli hareket halindedir. Durup dinlenmeden boşalan rafları çeşit, çeşit şeker, gofret, çikolata ile doldururlar.

Şekerleme çeşitlerinin bolluğunu ve dolup dolup, boşalan rafları gördükçe şekerlemeye, çikolata ve gofrete yatırım yapmanın garantili ve kazançlı bir yatırım olduğunu düşünürüm.

Bizim çocukluğumuzda bu kadar çok ve bu kadar çeşitli şekerleme, çikolata, gofret yoktu.

1960’lı yılların sonlarına doğru cam kavanozlar içinde 50 kuruşa satılan ambalajsız, kağıtsız çikolatalar büyük rağbet görmüş, sükse yaratmıştı.

Anne ve babaların aybaşlarında çocuklarına şeker veya çikolata alıp getirmeleri ya da şeker, çikolata almaları için para vermeleri büyük bir sevinç kaynağı olurdu.

Yıllar yılı izledi, şeker, çikolata, gofret satışları peynir ekmek gibi arttı.

En az 20-25 yıl boyunca bir Allah’ın kulu insanlarımıza şekerin zararlarından sözetmedi. Doktorların çoğu bile yaklaşan tehlikeden habersizdi.

İşte bu günlere böyle geldir. Prof.Dr. Murat Yılmaz 2 Ekim 2015 tarihli Milliyet Gazetesinde ülkemizde son 10 yıl içinde, şeker hastalarının sayısının yaklaşık iki kat artarak yüzde 7.2’den, yüzde 13.7’ye yükseldiğini, 20 yaş üzerindeki her 8 kişiden birinin şeker hastası olduğunu, üstelik şeker hastalarının üçte birinin hasta olduklarından habersiz olduğunu açıkladı.

 

 

 

Aslında çocuklarda olsun, yetişkinlerde olsun şeker hastalığının erken teşhisi çok ama çok önemliydi hem vücudun fazla zarar görmesini hem de bir an önce tedaviye başlayıp, hastalığın ilerlemesini önlüyordu.

Türkiye Avrupa Birincisi

Şeker hastalığının tıp dilindeki adı “diyabet”, şeker hastası için kullanılan kelime ise “diyabetli”.

Tıp adamları diyabeti şöyle tanımlıyor:

“Diyabet, kandaki glikoz seviyesini kontrol eden insülinin pankreas tarafından üretilmemesi ya da yetersiz üretilmesi veya vücut tarafından etkin kullanılmaması sonucunda ortaya çıkan kronik bir hastalıktır.”

Glikoz kan şekeridir. Dekstroz olarak da bilinir. İnsülin kandaki şekeri (glikozu) miktar olarak düzenleyen ve pankreas tarafından salgılanan üç hormondan biridir.

Midenin hemen gerisinde, el büyüklüğünde, uzun bir organ olan pankreasın iki büyük görevi vardır.

1.Yediğimiz besin maddelerinin parçalanıp, özümlenmesi için gereken hormonları üretmek.

2.Glikozu denetlemek.

Şeker(glikoz) vücudun temel yakıtıdır. Ana enerji kaynağıdır. Beynin çalışmasında da önemli rolü vardır. İnsan yediği ya da içtiği besin maddelerinden sürekli şeker alır. Ekmek, süt, pirinç, nişastalar, meyveler şeker kaynağıdır.

Alınan şeker, insülin hormonunun etkisi ve denetimiyle hücrelere, organlara dağıtılıp, fazlası depolanmak üzere karaciğere yollanır. Vücuda giren ve kanda bulunan şekerin belirli seviyede bulunması gerekir.

 

Şeker bu seviyenin altına indiği veya üstüne çıktığı zamanlarda vücut sinyaller verir. Çarpıntı, terleme, açlık hissi, titreme, bulantı, başağrısı, bir şeyler yeme hissi ve arzusu gibi.

Sinyaller dikkate alınmazsa kafa karışıklığı, şuur kaybı ve koma ortaya çıkabilir. Bunlar düşük şekerin neden olduğu durumlardır.

Vücutta şeker birikip, kan şekeri yükseldiğinde ise kişi durmadan susar, su içme ihtiyacı hisseder. Bol su içmesinin sonucu olarak sık sık idrara çıkar. Halsiz ve yorgundur, ağzı kurur, gözler bulanık görür.

Şeker hastalığı sinsi, yavaş yavaş ilerleyen bir hastalıktır. Her hastada farklı etki ve tepkilere neden olabilir. Kimi hastalar sakinleşip, yatma isteği duyarken, kimileri de öfkeli ve sinirlidir. Bağırıp, çağırarak sakinleşir. Kilo kaybı, ayaklarda uyuşma, yanma ve batma ortak şikayetlerdir.

Günümüzde şeker hastalığı tedavi edilebilmektedir. 1920’li yıllarda şeker hastalığının tedavisi yoktu. O günden bugüne artan bilimsel çalışmalar bilinmeyen pek çok şeyi aydınlattı.

Gelecek sayımızda çocuklarda ve yetişkinlerde diyabet ile obezite-diyabet ilişkileri üzerinde duracağız.